Yazarlar
Tahsin ATAİZİ
Sevgili Okurlar, | Sevgili Okurlar, |
|
|
|
|
Ülkemizdeki son sosyal ve siyasal değişimler, Türkiye’mizin kuruluş felsefesinden hızla saptırılmasına ve fedakâr, vatansever kesimlerin ülkenin geleceğine dair derin kaygılar içerisine düşmesine sebep olmaktadır. Bu gelişmelerin neler olduğu ve sebepleri bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” dış politika ilkesi çerçevesinde şekillenen, ülke dahilinde Atatürk İlkeleri ile belirlenmiş olan ve Anayasamızın da değiştirilmez hükümleri arasında sayılan “demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti” olma niteliği üzerinde şekillenmişdir. Bu koşulları sağlayan en medeni bir yönetim biçimi olduğu içindir ki; Cumhuriyet’in kurucu kadrosu ulusumuza ‘Cumhuriyet’ idare biçimini lâyık görmüşlerdir. Ancak gelinen nokta itibariyle, Ulusumuzu tüm medeniyetler dünyasında müstesna bir yere oturtmuş bulunan 1923 Cumhuriyet Devrimi, tarihinde görülmemiş derecede tehlike altına girmiş bulunmaktadır. Bu tehlike öylesine farklı odaklardan beslenmektedir ve öylesine farklı sebepleri bulunmaktadır ki yapılacak tek yanlı bir analiz eksik kalabilecektir. Esasen, bu yöndeki analizler basın dünyasında etkin bir biçimde yapılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki; bu tehlike algılaması, yapılacak karşı çalışmaların çıkış noktasını oluşturabildiği ölçüde verimli olacaktır. Aksi halde bir savunma konumu teşkil ederek statik bir hal alabilecektir. Toplumda dinamik savunma biçiminin bazı örneklerinin sergilenmeye başlanması umut vericidir. Çünkü, Cumhuriyete yönelen tehdidin ancak ve ancak aktif bir tutum ile bertaraf edilebilecek önem ve büyüklükte olduğu artık bütün çevrelerce kabul ve ifade edilmektedir. Belirtilen konulardaki bilimsel yaklaşım, sosyal ve siyasal olgu halindeki bu tehlikenin iç ve dış sebeplerini araştırmayı gerektirmektedir. Bugün itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin karşılaştığı tehlikenin; rejimi dönüştürmeyi amaçlayan ‘siyasal dinci hareket’ ve ülkenin üniter yapısını bozmayı hedefleyen, bu amaçla terörü yöntem olarak kullanan ‘etnik ayrımcılık’ olduğu artık açık bir biçimde ortadadır. Ülkemizde çok farklı siyasal, tarihsel ve sosyal koşullardan beslenerek gelişmiş sinsi iki eski müttefik gizli ve sinsi faliyetlerde bulunmakta gecikmemiştir. Bunlar etnik ayrılıkçılar ve siyasal dincilerdir. Bu noktada, siyasal dincilerin kutsal dinimizi kendi ekonomik ve siyasal amaçları için insafsızca kullanmaları nedeniyle, gerçek dindar insanlarımızla bir ilgilerinin bulunmadığının özellikle belirtilmesi gerekmektedir. Ülkemizdeki etnik ayrılıkçılar ve siyasal dinciler sosyal ve siyasal tabakada çoğunlukla iç içe geçmiş bir katman olma niteliği de taşımaktadır. Bu durum, her iki kesimin sözcülerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devletine birlikte saldırmalarını kolaylaştırmaktadır. Bunlar kendi siyasal projelerini gerçekleştirebilecekleri uygun dış koşulların geliştiğini, bu nedenle iç koşulları zorlamak gerektiğini düşünmektedirler. Bu yönde çok büyük oranda da yol almış durumdadırlar. Türkiye’de ulus devlet Atatürk Devrimleri ile kurulmuş bulunduğundan sözü edilen kesimler, Atatürkçülüğe ve Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu olan kişi ve kurumlara zorunlu olarak çatışmaktadır. Ülkemizde etnik ayrımcılığın sosyal, ekonomik, siyasal ve terör boyutu ayrı bir çalışma konusudur. Bu nedenle, yazımızın bundan sonraki kısmında siyasal islâmcı hareketin ulaştığı boyutun dışsal ve içsel sebeplerine madde başlıkları hâlinde değinilecektir ve şüphesiz ki bunlara yenileri eklenebilir. Dışsal Sebepler -Küreselleşme olgusunun ulus devlet karşıtlığı ile ülkemizdeki siyasal islamcı kesimin Atatürkçülük ve dolayısıyla ulus devlet karşıtlığı noktasında ortak çıkarların doğurduğu sebepler, -Ortadoğu ülkelerinin rejim ihracı anlayışından kaynaklanan desteğin doğurduğu sebepler, -Dünya coğrafyasının, enerji kaynakları özelinde, yeni ekonomik koşullara göre yeniden düzenlenmesi gizli amacıyla ve ‘artan uluslararası islâmcı terör’ bahanesiyle islâm coğrafyasının yeniden düzenlenmesi. İçsel Sebepler -Örgütlü olan geleneksel tarikat vb. oluşumların, daha sonra siyasi istismar neticesinde rejim karşıtı bir niteliğe bürünmesi. - Tarikatların gizli fakat aktif olarak siyasi fayitlere dahil olması. Dinci totaliter bir rejime dayanak olabilecek bu tür oluşumların, demokrasinin temeli olabilecek bir özgürlük kategorisi oluşturduklarına dair çelişkili bir söylem, ülkemiz entelektüel dünyasında etkin olarak dile getirilmektedir. Bazı kesimler, demokratik olanakları, demokrasiyi yok etmek için kullanabilmekte, demokratik kurum ve kuruluşların savunma refleksi ise; çeşitli baskılarla felce uğratılmaktadır. Ülkemizin insan unsurunda, çok çeşitli ekonomik ve sosyal sebeplerle derin bir erozyon oluşmuştur. Ülke gençliği iyi eğitilmemektedir. Eğitimi organize edecek devlet organı olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve genel olarak eğitime ayrılan bütçenin durumu bilinmektedir. Yoğun bir kitle iletişim faaliyetiyle, tüketime dönük pop kültür işlenmekte ve ulusumuzun kültürel dünyasına kastedilmektedir. Sevgili okullar, gelecek yazılarımda bu konulara daha etraflı olarak deginecegim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Bugün | 77 |
| Dün | 242 |
| Bu Hafta | 907 |
| Bu Ay | 3727 |
| Toplam | 64779 |
![]() |
| Editör |
![]() |
| ESAS VE RUH BAKİ İSE... |
![]() |
| Demokrasimizin(!) Düşünce Yapısı |
![]() |
| TÜRKİYE'NİN Yenilenme İhtiyacı |
![]() |
![]() |
| ATO Başkanı Sinan Aygün: Milli Gelir Rakamlarının Yarısı Dolu |
![]() |
| Toplumsal Ruh Sağlığı ve Önemi |
![]() |
| Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir Nasıl Düzenlenir İhtilaflar Nerede Çözülür |
![]() |
| Alış Veriş |
![]() |
| Yer Şırnak |