Skip to content
Buradasınız:Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahsin ATAİZİ arrow Demokrasimizin(!) Düşünce Yapısı
Demokrasimizin(!) Düşünce Yapısı PDF Yazdır E-posta

Sayın Okurlar,

Bir önceki yazımızda, Ülkemizi ayrışma ve aşınmaya götüren son toplumsal ve siyasal gelişmelerin bazı iç ve dış koşullarından söz etmiştik.

Bu koşullar, sosyal, politik, ekonomik, stratejik birçok sonuçlara yol açmış olmakla birlikte, bu yazımızın konusunu, belirtilen sonuçların, ülkelerin kendi kamuoylarında kabul edilebilir kılınmasını sağlayan “temel düşünsel yapı” oluşturmaktadır.

Söz konusu düşünsel yapının, dünya ekonomisinin geldiği aşamayla doğrudan ilgili olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Dünya üretim ilişkilerinin kazandığı küresel boyut, kendi kültürel ve öğretisel değerlerini yaratmakta, ekonomiyi yönlendiren büyük güçler dışındaki toplumları bu değerlere uyum göstermeye zorlamaktadır. Ülkemiz de bu sürecin etkisi altındadır. Küresel ekonomi, milli ekonomiyi ret etmekte ve ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Yerli üretim, yerli sermaye, yeraltı ve yer üstü kaynaklar milli kuruluşlar küresel ekonominin eline geçmekte ulusal devlet ekonomik olarak çökertilmektedir. Bazı siyasilerin Cumhuriyetin temel felsefesiyle barışık olmaması nedeniyle milli hedeflerin dışına çıkanlar yerli işbirlikçiler de adeta ışık hızıyla yollarını almaktadırlar. Türkiye’nin kuruluş felsefesi doğrultusunda yaşamasını isteyen kesimleri endişelendiren içteki son gelişmeler, belirtilen yeni sosyo-kültürel, politik ve hukuksal kurum ve kavramlardan doğrudan beslenen, iletişim sistemini egemenliğine alan bu düşünsel temelden doğrudan güç almaktadır. 

Peki, bir bakıma ideoloji de diyebileceğimiz bu düşünsel temelin özellikleri nelerdir?

Öncelikle toplumsal yaşamın her alanında bütünsel kurum ve kavramları yadsımakta, statüko karşıtlığı söylemiyle alışılagelen kurum ve kavramların içeriğini boşaltmakta, anlamlarını değiştirmekte ve değersizleştirmektedir.

Bu yolla, bir değişim öngördüğü savını sürekli olarak gündemde tutarken, aslında değişimden yana olan ve kendi toplumunun özgün ilerleme yönünü ve yönetimini geliştirme amacında olan kesimleri de taktiksel amaçlarla statüko taraftarı olarak göstermektedir. Böylece, kurumsal yapılara şu ya da bu nedenle karşı olan her gruba ortak söylem zemini oluşturabilecek bir elastikiyete de sahiptir.

Bilimsel gerçeklere septik penceresinden bakmakta, bilimsel doğru, deneysel metot vb. kavram ve kuralları hafife almakta, genel geçer bilimsel doğruları tartışmaya açmakta, tek bir doğrunun olamayacağını savunmakta, bu konularda bireysel algılara öncelik vermektedir. Akılcılık, bilimsel düşünce gibi modern kavramları yadsıyan bu düşünce biçiminin, belirtilen kavramları temel alan her kurum ve kuralı yıpratması da doğal bir sonuç olmaktadır.

Sosyal bir bütün olan toplumda, birey-toplum ilişkilerini birey eksenli olarak ele alma ve çözümleme eğiliminde gözükmektedir. Ancak, bireyin özgürleşmesini engelleyen ekonomik, (kayıt dışı ekonomi, ücret politikası, sermaye birikimi vb.) hukuksal, sosyal (kadın hakları, kılık kıyafet, türban vb.) kaynaklı bireyi baskı altına alan mekanizmaların özüne inmemekte, hatta bu mekanizmaları çoğu zaman kendi lehine kullanmaktadır.

Toplum ve dünyaya ilişkin olgu ve olayları bütün yönleriyle kavramak yerine; amaçları öne çıkarmakta, içerik yerine; şekle değer vermekte, uzun olgunlaşmış önermeler yerine kolaycı, günübirlik önermeler üretmektedir. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti ve Devletimizin bekası için; hükümet olarak günü kurtarma ve popülist yaklaşımlar yerine partiler üstü kararlar alınarak, hedefe ulaşılacak kısa-orta ve uzun vadeli planlar yapılmalı, toplum ve kurumlar arasında sürtüşmelere sebep olmayacak tedbirler alınmalıdır. Kamuoyunu endişelendirecek, etkileyecek üst düzey yetkili kişilerin medya önünde tartışmalarına meydan verilmemesi gerekirken; siyasal üstünlük ve politik imkanlarını kendi kişisel menfaatleri doğrultusunda kullananların bu sürtüşmelerden kaçınmamakta olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla bu sürtüşmelerden kaçınmayanların devletin temeline zarar verecek tarzda basında yansıyan ağız dalaşmalarını üzüntü ile takip etmekteyiz.

Devletin menfaati, toplumun huzuru ve de istikrarı için; “söz gümüş ise sükût altındır” prensibini ağız dalaşına girenlere hatırlatmak isteriz. Bu prensip hepimizce malum olmakla birlikte, siyasi güçlerini yansıtmak için haklı da olsa, haksız da olsa bütün imkanları kullanmayı mübah sayanlar, bu doğrultuda propaganda, kamuoyu araştırmaları ve reklâm gibi etkileme araçlarına özel bir önem verenler; kitle iletişim araçlarını yoğunlukla kullanmakta, bilginin hızlı el değiştirmesinden yararlanmaktadır. Özellikle reklâm sadece ticari alanda değil, kamu hizmeti, hukuk, politika vb. bütün alanlarda sıklıkla kullanılmakta ve çoğunlukla yanılmalar, yanılsamalar yaratılmaktadır. Bu şekilde yaratılan ve aralıksız sürdürülen psikolojik manüpilasyonla, ideolojinin kendi karşıtını yaratacak araçların oluşması da daha başlangıçta engellenmekte, boğulmaktadır. 

Belirtilen ideolojinin örnek olarak verilen bu özelliklerine şüphesiz yenileri eklenebilir. Bu yazının boyutlarını aşacak olan özelliklerin Ülkemiz bakımından önemi ne yazık ki akılcılığa karşıt bir zeminin dayanağını oluşturmuş olmasındadır.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Cumhuriyetini yönetmeye talip olan bazı siyasi partiler ekonomik olarak dünyaya açık, milli ekonomi, milli dış politika, konularında Cumhuriyetle barışık olmadıklarından sık sık politika değiştirmekte ve Milli Hedeflerimizden uzaklaşmaktadırlar.

ATATÜRK’ün yurdumuzun geleceğini emanet ettiği gençliğin, bu istikrarsızlığa son vereceğini umut ederek gelecek yazımızda sorunları dile getirmek, buluşmak, paylaşmak dileğiyle.

Saygılarımla

 
Sonraki >

Bu Ayki Sayımız


Piyasalar

Site İstatistik

Bugün157
Dün242
Bu Hafta987
Bu Ay3807
Toplam64859

Saat

Hava Durumu

Bugünkü Falınız

Bugünkü Burcunuz