|
“Arifiye!
Şoför durdu, enstitü mektebi dedi.
Süleyman Edip bey müdürün adı,
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selam uçuralım…”
Orhan Veli
17 Nisan… Köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümüdür. Aşık Veysel’in saz öğretmenliği yaptığı Arifiye Köy Enstitüsü için Orhan Veli’nin yazdıkları, aslında bu eğitim kurumlarındaki özgünlüğü çok açık anlatır.
Kentleşme sürecini tamamlayamayan toplumlar için bir soru güncelliğini daima korur. Köylü sınıfsal olarak nerede durur ve kentle sağlıklı bütünleşmesi nasıl sağlanabilir? Belli yaşayış ve üretim faaliyetinde köylü feodal dönemin izlerini taşır ve ürettiği iş gücünün kentlere göç etmesiyle de çalışan kesimleri nasıl besler? Bu şartlarda; köyde köy öğretmeni ve köy imamı ortamın en önemli figürleridir.
Sayın okurlar,
Bir an için bu figürlerden “köy öğretmeni” figürünü düşününüz; düşününüz ki bu kimse eğitim- öğretimin ardından, inançlı ve azimli yüzüyle tarlasına da gitmektedir. Köy okulunun yapımında da bizzat yer almıştır. Ülkesinin edebiyatını bildiği gibi, yabancı kültürlerin edebiyatını, sanatını da tanımıştır. Bir müzik enstrümanı çalan, küçük bir kütüphanesi olandır. Gelenekten yeniliğe, geçmişten geleceğe doğal bir köprüdür. Köylünün içinden, onlardan birisidir. Kiminin ağabeyi, kiminin amcası, kiminin yeğenidir. İşte bu öğretmen “Köy Enstitülüdür”. Türkiye’de 1940’lı yıllarda uygulanan olağanüstü bir eğitim hamlesinin ürünüdür.
Bu yazıda Köy Enstitülerinin, köylülüğün toplumsal dönüşümünde oynaması muhtemel rol üzerine akıl yürütmek ve gelinen aşamada güncelliğini koruduğu için imam-hatip okullarının toplumu dönüştürmede oynadığı role dikkat çekmek istiyorum. Her iki eğitim projesinin hem nitelik, hem de kronolojik olarak adeta birbirlerinin karşı tezi olmuş olmaları bu karşılaştırmayı zorunlu kılmaktadır. Aslında, her iki eğitim kurumunun bire bir karşılaştırılması doğru olmasa gerektir. Çünkü, köy enstitülerinde dinsel eğitime karşıt bir program uygulanmamakta idi. Ancak, köy enstitülerinden rahatsızlık duyarak kapatılmalarına sebep olanlar, imam-hatipleri, enstitülerin panzehiri olarak gördüklerindendir ki bu karşılaştırmayı yapmak zorunlu olmaktadır.
Cumhuriyetin kuruluş döneminde oluşan bu eğitim projesiyle ne amaçlanmış olabilir?
Köy enstitüleri, rasyonel bilimsel düşünceye toplumun tabanında zemin yaratmanın özgün eğitim projesidir. Yoksul köy çocuklarının üretim sürecinde eğitilmelerini ve öğrendiklerini kendi köylerinde uygulamalarını öngörür. Doğal olarak bu eğitim kırsalda egemen olan otoriter sosyo-ekonomik ilişkilerden özgürleşmiş bireyler oluşturur. Bu insanlar daha çok dünyevi olanla ilgilenir. Cumhuriyetin, Hasan Ali Yücel’in deyimiyle; köy ölçeğinde kendi temsilcisini yaratmak istediği açıktır.
Bu doğrultuda, 1936 yılından itibaren denemeleri gerçekleştirilen Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940’ta Hasan Ali Yücel’in bakanlığı, İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kurulmuştur. 27 Ocak 1954 yılında Adnan Menderes döneminde kapatılmıştır. Kapatılma gerekçeleri hazindir…
Köy enstitülerine karşı haksız eleştirilerin yüksek sesle dile getirildiği bir döneme rastlayan 1948 yılında ise, imam-hatip kursları yeniden açılmış, 1949’da din dersleri seçmeli olarak yeniden eğitim-öğretim programına konulmuştur. 1950’de yedi ilde imam-hatip okulları açılmış. Ancak giderek meslek lisesi haline dönüşen ve sayıları arttırılan bu okullardan mezun olanların, imam ve hatiplik yapamamalarına karşın, 1976 yılında kız öğrenciler de alınmıştır. 1997’de imam-hatip lisesi sayısı 600 civarındadır. Binlerce mezunu ve okuyanı ile adeta genel eğitime alternatif olacak biçimde desteklenmişlerdir.
Peki, Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı sonrasında bir yol ayrımına geldiği tarihsel dönemeçte, eğitim alanında imam-hatip okulları yönünde yapılan bu bilinçli tercihin sebebi ne olabilir?
İmam-hatipler, diğer derslerin yanı sıra, ağırlıklı olarak inanç temelli eğitim verir. Bu eğitimin taşıdığı dinsel referanslar, dolaylı olarak, toplumda mevcut güç ilişkilerinin sorgulanmasını değil, meşrulaştırılmasını önerir. Bu yönüyle değişimin değil, statik olanın eğitim projesidir. İnsan için, daha geniş ölçüde biat etmeyi öneren, varlığını ümmet içinde eritmiş olmayı yücelten bir nitelik taşır. Bu eğitimi almış insanlar ise daha çok uhrevi olanla ilgilenir.
Bu tarihsel süreçten de anlaşılmaktadır ki; belli bir tarihten sonra toplumumuzun belirtilen niteliklere sahip insanlardan oluşması amaçlanmıştır. Bunun iç ve dış sebepleri vardır ve herkesçe bilinmektedir. Ama bir an için, köy ölçeğinde yukarıda tanımlanan “Köy Enstitülü Öğretmen” figürünün yok edildiğini düşününüz. Böyle bir projenin köylüye kazandırabileceklerini hayal ediniz. Öğretmenin sadece eğitim-öğretimle ilgilenmesi, köylülüğün sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümünde doğrudan rol oynaması istenmemiştir. Dolaylı olarak da Cumhuriyetin bir eğitim ve dönüşüm projesini dışlanması anlamındadır.
Köy yaşamında, Köy Enstitüsü kültürü ve değerleri dışlanırken, hangi figürler öne çıkmış olabilir? Köylere sadece eğitim ve öğretim amacıyla belirli süre için gelip, sosyal yaşantı nedeniyle bir an önce tayinini aldırıp yöreden ayrılmak isteyen öğretmen figürüyle doldurulduğu sanılan bu boşluğu, köyün sosyal yaşamında ağırlığını gittikçe arttıran “İmam-Hatip” figürünün doldurduğu da bilinmektedir. Şüphesiz ki imam ve hatipler kendi sorumluluk alanında görevlerini yapacaklardır. Ancak fiili durum böyle değildir; köylü nüfusun bilimsel sorgulamadan, eleştiri kültüründen uzak, biat alışkanlığıyla itaate yatkın bir nitelikte tutulması için köy enstitüleri kapatılırken, bu enstitülerinin amaçları bakımından köylü kaderine teslim edilmiştir. Gönderilen öğretmenlerin, yatılı bölge okullarına gitmelerinden dolayı (Devamlı iaşe ibate ve ikameti de burada sağlandığından) eğitimli, kültürlü, bilinçli bir öğretmen kadrosundan yoksun kalan köylerde; “Köyde ikamet eden öğretmen olmadığı için, öğrenciler, köy kahvelerinde ve sohbetlerde hakimiyeti ele alan cami imamlarına kalmıştır.”
Bugün köylerde, köylü ve özellikle köy çocukları büyük oranda doğru figürlerden yoksundur. Öğretmensiz köy okulları ve taşımalı sistem, verimsiz ve günü kurtaran çözümlerdir. Bu noktada, yatılı bölge okullarının önemi vurgulanmalıdır. Köy çocuklarına uzun vadeli bir müfredatla, sıcak bir ortamda çağdaş bir eğitim götürülmesi, ülkemizin anayasal sosyal devlet olma niteliğinin bir gereğidir. Bu niteliğin doğurduğu görev tam olarak yerine getirildiğindendir ki; yatılı bölge okullarındaki bir takım Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı yapılanmaların çocuklarımızı zehirlemeleri önlenebilecektir.
|