Skip to content
Buradasınız:Anasayfa arrow Yazarlar arrow Rauf DENKTAŞ arrow Bu haklar varken
Bu haklar varken PDF Yazdır E-posta
Rauf Denktaş - Şehitle

AB üyelerinden bazıları “Kıbrıs meselesi” halledilmeden, yıllardır ikiye bölünmüş bir ülkeyi üye yapmanın hata olduğunu her geçen gün biraz daha anlamaktadırlar. Onlara zamanında “Kıbrıs meselesi halledilmek üzeredir, taraflar arasında çok az fark kalmıştır, AB üyeliği her iki tarafı geriye kalan pürüzleri halletmeleri için büyük bir teşvik unsuru olacaktır” telkinleri yapılmaktaydı. Yunanistan’ın “Kıbrıs’a bu hakkı tanımazsanız ben de diğer dokuz müracaatçıyı veto ederim” şantajı da bu kasıtlı Rum-Yunan propagandasına eklenince hata yapılmış ve Rum idaresine “Kıbrıs” adına kapılar açılmıştı. O günlerde BM Genel Sekreteri Butros  Gali de, kucağında bulduğu bu işin içinden çıkamayacağını anlayınca, Rum-Yunan dostlarına, bu yönde ve bizim arkamızdan, yardımcı olmaktan geri kalmamıştı.  Şimdi herkes Rum-Yunan ikilisinin AB üyeliğini silâhla elde edemediklerini elde etmek için bir araç olarak kullanmakta olduğunu görmeye başlamıştır. Ancak, zamanında bir Fransız diplomatının bana söylediği gibi “Kıbrıs’ın üyelik müracaatını, uzlaşmaya yardımcı olacak propagandasına uyarak ve buna inanarak oy birliği ile karara bağlamıştık. Şimdi oyuna geldiğimizi görenler var ancak bu kararı değiştirmek için oy birliği temin edilemez; bu nedenle bu durumla yaşamak mecburiyetindesiniz” görüşü AB’nin temel görüşü haline gelmiştir.! Bu ciddi ve dürüst diplomata “özür dilerim ama bu yanlışla yaşamak zorunda olan biz değiliz; yanlışı yapan sizlersiniz” cevabını vererek “Kıbrıs’ta cereyan eden şartlar altında ve yirmi yıl sabrettikten sonra devletini ilân etmek zorunda kalan Kıbrıs Türkleri’nin devletlerinden vazgeçmeme kararlılığı karşısında ne yapacaksınız?” sorusunu sormuştum.  Cevabı “meseleyi halletmeniz için sizi teşvik etmeye devam edeceğiz” olmuştu. O gün, bu gündür kâh gülücükler ve “marjinal hediyelerle” ve gerek gördüklerinde tehditlerle yaptıkları budur. Yalana dayalı yanlış kararlarından vazgeçmeleri mümkün değildir. Bizim de bu yanlış ve yalana dayalı kararlara boyun eğmemiz mümkün değildir. Bu kör düğümün çözülebilmesi için BM Güvenlik Kurulu’nun, ABD ile İngiltere’nin, Sovyetlerin insafa gelmeleri gerekmektedir. Bunu da beklemek saflık olur. O halde ne yapılmalıdır? Konu insan hakları ile de bağlantılı hukuki bir konudur. AB ve diğerleri konuya bu açıdan eğilmiş olsalardı; 1960 Antlaşmaları ile oluşan Cumhuriyetin iki eşit halk arasında bir ortaklık devleti olduğunu görerek hareket etmiş olsalardı; bu ortaklığın oluşma nedenlerini ve devam edebilmesi için bağımsızlığının niye kısıtlandığını takdir etmiş olsalardı; Akritas Planı’nı Megali İdea ışığında ve Rum-Yunan liderlerinin beyanatlarına bakarak bir durum değerlendirmesi yapmış olsalardı; Kıbrıs’ta Rum’a akredite Büyükelçilerine “şu toplu mezarları bir ziyaret ediniz; Türk halkının yarı nüfusu göçmen olmuş, bunları da bir dinleyiniz” demiş olsalardı Rum’un tuzağına düşmezler, Yunan’ın şantajına boyun eğmezler ve yanlış bir kararı Türkiye’ye “şu Rum idaresini biz Kıbrıs olarak tanıdık, siz de tanımalısınız” diye diretmezlerdi. Hiç olmazsa, karar vermeden önce “şu Kıbrıs meselesi nedir?” diye düşünürler, meseleye hak ve adalete dayalı bir teşhis koymadan karar üretmezlerdi. AB üyeleri Kıbrıs konusunda verdikleri kararlarla hak ve hukuku çiğnediklerinin bal gibi farkındadırlar. Bu nedenle “yasal haklarımız” konusu açıldığında “Kıbrıs meselesi yasal değildir, siyasi bir meseledir ve siyasi karar verilmiştir” cevabını verirler. KKTC’nin meşru bir kuruluş olduğunu kanıtlamak için 1963’den başlayan olaylara, cinayetlere, soykırımı teşebbüslerine temas edildiğinde de “geçmişte yaşamayınız” cevabı ile noktayı koyarlar. Uluslararası Antlaşmaların terörizme tevessül edilerek ihlâli bahis konusudur. Rum liderlerin yaptıklarının hesabını vermeleri gündeme getirilmelidir. Uluslararası Antlaşmanın “olmaz” dediğini elde etmek için masum Türk halkına yapılmış olanlar AB ülkelerinin hangi ilkesi veya inancı ile bağdaşmaktadır? Türkiye’yi, barışı ve uluslararası antlaşmanın “olmaz” dediğini korumak; on bir yıl insanlık dışı muameleye tabi tutulan Kıbrıs Türklerini mutlak ölümden kurtarmak için evlâtlarını feda etmek zorunda bırakan Yunanistan’ın da verecek hesabı yok mu? Uluslararası hukuk uzmanlarımız bu konularda ne diyorlar. Türkiye herhangi geçerli bir adalet divanından yukarıda izahı yapılan nedenlerle “beni bu gaspçı idareyi tanımaya mecbur edemezsiniz” diyerek Kıbrıs meselesinin Türkiye’nin AB üyeliğinden ayrı tutulmasını talep etmek hakkı yok mu?                                   

Haksızlık, adaletsizlik devam ediyor; gerçekler göz ardı edilmekte; bir insan topluluğunun temel hak ve hürriyetleri bahis konusu. İki taraf arasında var olması gereken dengeyi  “uzlaşmaya yardımcı olmaya soyunanlar” bozmuş. Ve biz sanki bunlara boyun eğmeğe mecburmuşuz gibi Annan Planı’na sarılmaya devam ediyoruz. Çıkış yolu ayağa kalkıp, bu haksızlıklar karşısında sesimizi yükseltmektedir. Kimsenin altımızdan çekip alamayacağı devletimize sahip çıkmaktadır.

 
< Önceki   Sonraki >

Bu Ayki Sayımız


Piyasalar

Site İstatistik

Bugün80
Dün242
Bu Hafta910
Bu Ay3730
Toplam64782

Saat

Hava Durumu

Bugünkü Falınız

Bugünkü Burcunuz